GENEL GÜVENLİĞİN KASTEN TEHLİKEYE SOKULMASI VE TAKSİRLE TEHLİKEYE SOKULMASI SUÇLARI
GİRİŞ
Genel tehlike yaratan suçlar, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun (TCK)özel hükümler başlıklı ikinci kitabının, topluma karşı işlenen suçların düzenlendiği üçüncü kısmının birinci bölümünde, düzenlenmiştir.
Genel güvenliğe karşı işlenen suçlarda kişilerin ve toplumun belirli güvenlik içerisinde, hiçbir şeye katlanmadan yaşaması esas alınmıştır.Toplumun tehlikesiz bir biçimde yaşamasının amaçlandığı bu suçlar tehlike suçlarıdır.[1]
Bu çalışmamızda genel tehlike yaratan suçlardan genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması ve genel güvenliğin taksirle tehlikeye sokulması suçları incelenecektir.
Genel güvenliğin kasten ve taksirle tehlikeye sokulması suçları uygulamada sıklıkla zarar suçlarıyla birleşmekte, 5237 sayılı TCK’nın 44. Maddesinin temelini oluşturan “non bis in idem” yani “tek eyleme tek ceza” kuralı çerçevesinde faile cezası daha ağır olan suçtan ceza verilebileceğinden fail yalnızca cezası daha ağır olan zarar suçundan cezalandırılmaktadır.
Genel güvenliğe karşı suçlar 765 sayılı TCK’nın Ammenin Selameti Aleyhinde Cürümler başlıklı Yedinci Babın Birinci Faslında Yangın, Su Baskını ve Gark ve Sair Büyük Tehlikelere Müteallik Cürümler alt başlığı ile 369 ve 383. maddeler arasında düzenlenmişti. Bu maddelerden 369, 370 ve 371. maddeler 5237 sayılı TCK’nın 170. Maddesinin karşılığını, 382. Madde ise 5237 sayılı TCK’nın 171. Maddesinin karşılığını oluşturmaktadır. 765 sayılı TCK’da yer alan suç tanımlarında sadece tehlikeye yer verilmemiş, bu neticelerin sebep olduğu zararlı neticelere de değinilmişti. Bu durum tehlike suçlarından kaynaklanan zararlı neticeler ile zarar suçlarından sorumluk arasında karışıklığa neden oluyordu.5237 sayılı TCK’da öngörülen sistemde ise belirli tehlikelere neden olmak suç olarak tanımlanmış, tehlike sonucunda bir zarar da meydana gelmiş ise bu zarara ilişkin özel bir hükme yer verilmemiş, zararlı neticenin meydana gelmesi halinde aynı neviden fikri içtima kurallarının uygulanması öngörülmüştür.[2]
Ülkemizde bireysel silahlanmanın her geçen gün yaygınlaşmasının bir sonucu olarak özellikle bazı bölgelerde yaygın olan düğünlerde silah sıkılması “geleneği” neticesinde sıklıkla yaşanan yaralanma ve ölümler, özellikle kırsal kesimlerde toprağı bir sonraki ekime hazırlamak maksadıyla anız yakılması veya arazideki otların yakılarak temizlenmesi nedeniyle oluşan yangınlar, 27 Ağustos 1999 yılında meydana gelen deprem ile sonrasında yaşanan pek çok depremde çöken binalarda yaşanan can kayıpları inceleme konusu yaptığımız suçların önemini belirtmek için ilk akla gelen örnekler olarak sıralanabilir. Bunun yanında gün geçtikçe önemi artan çevre kirliliği ve küresel ısınma gibi, kişilere doğrudan zarar vermeyen ancak dolaylı yollardan tüm toplumu etkileyen tehlikelere karşı ülkeler soyut tehlikeleri dahi yaptırıma bağlayarak çözüm arayışlarına girmişlerdir.[3]
Genel güvenliğin kasten ve taksirle tehlikeye sokulması suçlarının koruduğu hukuki menfaat bu kadar önemli ve kapsamlı olmasına rağmen konuya öğretide hak ettiği değerin verildiğini söylemek oldukça güçtür. Bu nedenle çalışmamızda öğretide yer alan sınırlı sayıdaki görüşlere yer verilmekle birlikte özellikle Yargıtay kararlarından faydalanılmış ve bu şekilde çalışmanın uygulayıcılar yönünden de yararlı olması amaçlanmıştır.
Yer verilen Yargıtay kararlarının tamamına (bir karar hariç) UYAP Yargıtay Karar Arama ekranı kullanılarak ulaşılmıştır.
Suçların maddi unsurları arasındaki benzerlik nedeniyle konuların ana hatlarına genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması başlıklı birinci bölümde yer verilmiş, genel güvenliğin taksirle tehlikeye sokulması başlıklı ikinci bölümde ise bu suç yönünden özellik arz eden hususlara değinilerek gereksiz tekrarlardan kaçınılmaya çalışılmıştır.Nihayet suçların maddi unsurları arasındaki benzerlik çalışmanın ortak bir sonuçla noktalanmasını zorunlu kılmıştır.
BİRİNCİ BÖLÜM
GENEL GÜVENLİĞİN KASTEN TEHLİKEYE SOKULMASI SUÇU
1. Genel Açıklamalar
Genel Güvenliğin Kasten Tehlikeye Sokulması Suçu 5237 sayılı TCK’nın ikinci kitabının “topluma karşı suçlar” başlıklı üçüncü kısmının, “genel tehlike yaratan suçlara ilişkin birinci bölümünün 170. Maddesinde düzenlenmiştir. Maddede;
“[1] Kişilerin hayatı, sağlığı veya malvarlığı bakımından tehlikeli olacak biçimde ya da kişilerde korku, kaygı veya panik yaratabilecek tarzda;
a) Yangın çıkaran,
b) Bina çökmesine, toprak kaymasına, çığ düşmesine, sel veya taşkına neden olan,
c) Silâhla ateş eden veya patlayıcı madde kullanan,
Kişi, altı aydan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
[2] Yangın, bina çökmesi, toprak kayması, çığ düşmesi, sel veya taşkın tehlikesine neden olan kişi, üç aydan bir yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır.” Şeklinde düzenlemeye yer verilmiştir.
Maddenin birinci fıkrasında yangına, bina çökmesine, toprak kaymasına, çığ düşmesine, sel veya taşkına neden olmak, silahla ateş etmek veya patlayıcı madde kullanmak seçimlik hareketler olarak gösterilmiştir. Birinci fıkrada somut tehlike, ikinci fıkrada ise soyut tehlike suçlarına yer verilmiştir.[4]Nitekim maddenin gerekçesinde birinci fıkradaki suçun somut tehlike, ikinci fıkradaki suçunda soyut tehlike suçu olduğu belirtilmiştir.
Neticesi açısından suçları zarar suçları ve tehlike suçları olmak üzere ikili bir ayrıma tabi tutmak mümkündür. Neticenin oluşması için zararın meydana gelmesinin zorunlu olduğu suçlara zarar suçları, bir neticeyi doğurmak imkanı bulunan suçlara da tehlike suçları denilir.[5]
Ancak burada değinilen tehlikenin netice mi yoksa objektif cezalandırılabilme şartı mı olduğu doktrinde tartışmalıdır. Tehlikenin netice olduğunu savunan yazarlar tehlike suçu- zarar suçu ayrımını netice başlığı altında, objektif cezalandırabilme şartı olduğunu savunan yazarlar ise konu başlığı altında incelemişlerdir. Türk Ceza Kanunu ise tehlikeyi bir netice olarak kabul etmiştir. TCK’nın taksire ilişkin 22. Maddesinden bu durum açıkça anlaşılmaktadır. Tehlikenin objektif cezalandırabilme şartı olarak kabulü özellikle teşebbüs açısından bir takım sorunlara yol açacağından[6] biz de tehlikenin bir netice olduğu kanaatindeyiz.
Kanaatimizce her suçun bir neticesi vardır. Bu netice hareketten ayrı olabileceği gibi hareketle bitişik de olabilir. Suçun konusunu oluşturan hak veya menfaatin ihlal edilmesi ister zarar ister somut tehlike isterse de soyut tehlike şeklinde ortaya çıksın, her ihtimalde netice gerçekleşmiş demektir.[7]
Genel güvenliğe karşı suçlar toplumun huzur içerisinde, hiçbir tehlikeye ve tehdide maruz kalmadan yaşayabilmesini temin için ihdas edilmiştir. Bu suçların oluşabilmesi için zararın meydana gelmesi zorunlu değildir. Zarar tehlikesinin belirmesi gerekli ve yeterlidir.[8]Başka bir ifade ile hareketin bir neticeyi doğurma ihtimalinin bulunması gerekir. Örnek vermek gerekirse; TCK’nın 86/1 maddesinde düzenlenen kasten öldürme suçu zarar suçudur. Netice meydana gelmediği sürece bu suç oluşmaz. Ancak genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması suçu bir tehlike suçudur ve bu suçun oluşması için birisinin ölmesi gerekmez. Ölme veya yaralama tehlikesinin oluşması yeterlidir.
Tehlike suçları da kendi içinde soyut tehlike suçu ve somut tehlike suçu olmak üzere iki kısma ayrılır. Suçun unsurlarına geçmeden önce bu kavramların açıklığa kavuşturulması büyük önem arz etmektedir.
2. Somut ve Soyut Tehlike Suçu
Soyut tehlike suçunda suç tipinde tanımlanan icrai ve ihmali hareketin yapılmasıyla suç tamamlanmış sayılır. Burada korunan hukuki menfaat açısından hareketin tehlike oluşturup oluşturmadığı araştırılmaz. Esasında soyut tehlike suçunda bir varsayımdan hareket edilmektedir. Hareketin yapılmasıyla veya yapılmamasıyla bir tehlikenin ortaya çıktığı varsayılmakta, tehlikenin varlığı araştırılmamaktadır.[9]
Somut tehlike suçlarında ise gerçekten bir tehlikenin yaratılmış olması gerekmektedir. Tehlikeyi oluşturacak hareketin yapılması yeterli değildir. Ancak “tehlike” kavramı “zarar” kadar somut bir kavram olmadığından tehlikenin ne zaman meydana gelmiş sayılacağı önem arzeder. Modern yaklaşımlara göre yaşanılan toplumun var olan koşulları, örf adet ve gelenekleri dikkate alınıp hayatın olağan tecrübelerine, bilim ve teknolojiye göre zararlı netice öngörülebilir olduğunda tehlikenin varlığından söz edilebilir.[10] Kuşkusuz hareketin tehlikeye neden olup olmayacağını araştırma görevi hâkime aittir. Örneğin TCK’nun 170. Maddesinin 3 üncü fıkrasında belirtilen silahla havaya ateş etmek hareketi suçun meydana gelmesi için yeterli değildir. Bu hareketin “kişilerin hayatı, sağlığı veya malvarlığı bakımından tehlikeli olacak biçimde ya da kişilerde korku, kaygı veya panik yaratabilecek tarzda” olup olmadığını hâkim, silahın niteliğini, ateşlendiği yeri inceleyip araştırmak suretiyle belirleyecektir.
Doktrinde bazı yazarlar soyut tehlike suçunun alt bir dalı olarak potansiyel tehlike suçu kavramından söz etmişlerdir. Hukukumuzda potansiyel tehlike suçları kavramı kullanılmasa da Alman hukukunda bazı suç tipleri için potansiyel tehlike kavramına yer verilmiştir. Bu tür suçlarda somut tehlikenin tespiti gerekmemekte, yapılan hareketin tehlikeye elverişli olup olmadığının incelenmesi ile yetinilmektedir.[11] TCK’nın 182. maddesinin 1. ve 2. maddesindeki suç ile TCK’nın 179. Maddesinin 2. ve 3. Fıkrasında düzenlenen suçlar potansiyel tehlike suçlarıdır.[12]
Yargıtay pek çok kararında soyut ve somut tehlike kavramlarına değinmiş, TCK’nın 170. maddesinin 1. fıkrasındaki suçun somut tehlike suçu, 2. fıkrasındaki suçun da soyut tehlike suçu olduğunu kabul etmiştir.[13] Yargıtay Ceza Genel Kurulunun da aynı yönde kararları bulunmakla birlikte[14]Yargıtay 1. Ceza Dairesi’nin farklı görüşte kararı da bulunmaktadır.[15] Ancak bu görüşteki kararın başka bir örneği bulunmadığından dairenin içtihadı olduğunu söylemeye olanak yoktur.
Soyut ve somut tehlike suçları bir örnek üzerinden kısaca özetlenecek olursa; Galeriden yeni aldığı arabası arızalanan ve tüm uğraşlarına rağmen aracındaki arıza servis tarafından giderilmeyen bir kişi tepkisini göstermek için şehir meydanında bulunan galerinin önünde arabasını ateşe verirse somut tehlike suçu, şehrin dışında, meskun olmayan bir mahalde arabasını ateşe verirse soyut tehlike suçu oluşur. Ancak soyut tehlikeden söz edebilmek için tehlikenin mümkün olması yeterli değildir. Ayrıca tehlikenin muhtemel olması da aranmalıdır.[16]
3. Suçun Unsurları
3.1. Suçun Maddi Unsuru
3.1.1. Hareket
Genel güvenliği kasten tehlikeye sokmak suçunun maddi unsuru kanunda sınırlı olarak sayılmış seçimlik hareketlerden oluşmaktadır.
TCK’nın 170/1 inci maddesinde bu seçimlik hareketler sırasıyla yangın çıkarmak, bina çökmesine, toprak kaymasına, çığ düşmesine, sel veya taşkına neden olmak, silahla ateş etmek veya patlayıcı madde kullanmak olarak sayılmıştır. Maddenin ikinci fıkrasında ise yangın, bina çökmesi, toprak kayması, çığ düşmesi, sel veya taşkın tehlikesine neden olmak seçimlik hareketler olarak belirlenmiştir.
TCK’nun 170/1 inci maddesindeki seçimlik hareketlerin suç sayılabilmesi için “Kişilerin hayatı, sağlığı veya malvarlığı bakımından tehlikeli olacak biçimde ya da kişilerde korku, kaygı veya panik yaratabilecek tarzda” olması zorunludur. Bu biçim ve tarzda olmayan hareketler TCK’nun 170/2 inci maddesinde düzenlenen suçu oluşturur. Bu suçlar benzer özellikler göstermekle birlikte birbirinden farklı suç tipleridir.[17] Birinci fıkradaki suç somut tehlike suçu, ikinci fıkradaki suç ise soyut tehlike suçudur.
Burada seçimlik hareketlerden herhangi birisi meydana geldiğinde araştırılacak ilk husus örneğin çıkan bir yangında kişilerin hayatı, sağlığı veya malvarlığı bakımından bir tehlikenin meydana gelip gelmediği, ya da eylemin böyle bir tehlike doğurmaya elverişli olup olmadığıdır. Eğer eylem sonucu bir tehlike meydana gelmemiş olduğu saptanırsa bu kez eylemin korku, kaygı ve panik yaratabilecek tarzda olup olmadığı araştırılmalıdır.[18] Kanaatimizce tehlike doğurmaya elverişli olmayan bir eylem korku, kaygı ve panik yaratabilecek tarzda olsa dahi genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması suçu oluşmayacağından artık eylemin korku, kaygı ve panik yaratabilecek tarzda olup olmadığını da araştırmaya gerek yoktur.
3.1.1.1. TCK’nun 170/1 inci Maddesindeki Seçimlik Hareketler
3.1.1.1.1. Yangın Çıkarmak
Yangın, bir şeyin tamamını veya bir kısmını içini alacak şekilde genişleyen veya genişleme eğiliminde olan, söndürülmesi basit bir çabanın ötesinde emek ve gayret isteyen bir ateş yakılmasıdır. Ateşin yangın olarak nitelenebilmesi için büyük alevler haline dönüşmesi şart değildir. İçten içe yanan ateş de yangın olarak nitelenebilir.[19]
Bir şeyin ateşe verilmesi, yangın olarak nitelenmesi için yeterli değildir. Yakılan cisim eğer başkalarının mal ve can güvenliği açısından tehlike doğurmaya elverişli bir boyutta değilse genel güvenliğin tehlikeye sokulduğundan söz edilemez.[20]
Yargıtay bir kararında [21]“yangın çıkarmaktan söz edilebilmesi için ateşe vermenin ya da yakmanın belirli bir ağırlığa erişmesi, ateş konulan cismin, kişiler ve mallar üzerinde genel bir tehlike doğurmaya elverişli şekilde yanmaya başlaması, yaygınlaşma eğilimi göstermesi gerektiği, yakma henüz yangın halini almadan söndürülmüş veya sönmüşse yangından değil, 170. maddenin 2. fıkrasında yaptırıma bağlanan yangın tehlikesinden söz edilebileceği…” demek suretiyle yangından ne anlaşılması gerektiğini açıklamıştır.
TCK’nun 170. Maddesinin 1. Fıkrasının a bendindeki suçun oluşumu için yangın çıkarmak, başka bir ifade ile ateşin yangın boyutuna ulaşması da başlı başına yeterli değildir.[22]Eşyaların yakıldığı yerin eve olan mesafesi, yakılan eşyanın çevresinde yanmaya elverişli cisimlerin bulunup bulunmadığı[23] ve yangın söndürülmediği takdirde çevresine sirayet edip etmeyeceği gibi somut olayın özelliklerine göre başka faktörlerin de araştırılması gerekir. Ayrıca çıkartılan yangın sonucu başkalarının hayatı, sağlığı veya malvarlığının tehlikeye düşmesi zorunludur. Çıkartılan yangın sonucu sadece failin hayatı, sağlığı veya malvarlığının tehlikeye düşmesi halinde bu suç oluşmaz.[24]
Yanıcı madde olmadan yanan cisimler yanmaya devam ediyorsa, basit bir çaba ile söndürülemeyecekse, yayılma eğilimi gösteriyorsa, artık TCK’nun 170/1-a maddesi anlamında bir yangından bahsedilebilir. Aksi halde örneğin bir kağıdın, kitabın, çantanın vs. yakılması kasten genel güvenliğin tehlikeye sokulması suçunu değil, yakarak mala zarar verme suçunu oluşturur.[25]
Bu çerçevede, konunun açıklığa kavuşması için Yargıtay 8. Ceza Dairesi’nin 7.12.2010 tarih, 2008/17006 Esas ve 2010/13676 Karar sayılı içtihatı önem arz etmektedir. Sanığın gayri resmi yaşadığı mağdurla aralarındaki geçimsizlik nedeniyle ona duyduğu kızgınlıkla ona ait giysi ve evde bulunan halıyı tuvalete götürüp üzerine yanıcı madde döküp ateşe verdikten sonra iki çocuğunu alıp mağduru da tehdit edip kapıyı dıştan kilitleyip olay yerinden ayrıldığı, mağdurun apartmanın birinci katında bulunan evin balkonuna çıkarak yardım edilmesi için bağırdıktan sonra, tuvalet içinde tutuşturulan eşyaların üzerine su dökerek söndürdüğü, yangının sadece tuvalet kapısına az bir oranda sirayet ettiği olayda ilk derece mahkemesinin TCK’nun 170/1-a maddesi uyarınca sanık hakkında verdiğimahkumiyet kararını oy çokluğu ile onamıştır. Kanaatimizce de isabetli olan karşı düşünceyazısında da belirtildiği üzere yangının yangın tehlikesine sebebiyet verecek ağırlığa ulaşmadan, yayılma eğilimi göstermeden, mağdurun şahsi çabasıyla üzerine su dökülerek mağdur tarafından söndürülmüş olması nedeniyle TCK’nun 170/1-a maddesindeki suç oluşmamıştır.
Yangının hangi araçla çıkarıldığının bir önemi bulunmamaktadır. Nesneler doğrudan doğruya ateşe konulmak suretiyle yakılabileceği gibi, başka bir cismin yakılması suretiyle de bir eşyaya sirayet etmesi sağlanabilir. Yine yakılan nesnenin de niteliği önemli değildir. Bu nesne taşınır veya taşınmaz, değerli veya değersiz olabilir. Burada aranan tek kriter yakmanın genel güvenliği tehlikeye sokabilecek nitelikte olmasıdır.[26] Bunun sonucu olarak meskun olmayan, kimsenin yaşamadığı, yerleşim yerlerine uzakta bulunan yerde meydana gelen ve yayılma tehlikesi bulunmayan yangınlar bu suçu oluşturmaz.[27]
Yangın icrai hareketlerle meydana gelebileceği gibi ihmali hareketlerle de çıkabilir. Örneğin yangını söndürmekle görevli olan itfaiye erleri ya da bu konuda sözleşmeyle bağlı olan özel görevliler neticeyi öngörmelerine rağmen yangını söndürmekten kaçınmaları halinde suçun maddi unsuru tamamlanmış olur.[28]
Konuya ilişkin 6831 Sayılı Kanunun 105. maddesinde özel bir düzenleme yer verilmiştir. Buna göre, yetkili memurlar ve orman memurlarının yangın yerine gitmemeleri halinde görevi kötüye kullanma suçu yerine, 5237 sayılı TCK’nun 170. maddesinde tanımlanan genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması suçu oluşacaktır[29]
3.1.1.1.2 Bina Çökmesine, Toprak Kaymasına, Çığ Düşmesine, Sel veya Taşkına Neden Olmak
TCK’nun 170. maddesinin 1. fıkrasında düzenlenen seçimlik hareketlerden bir diğeri de fıkranın b bendinde “bina çökmesine, toprak kaymasına, çığ düşmesine, sel veya taşkına neden olmak” olarak belirtilmiştir.
Bina; insanların ve hayvanların barınmaları, eşyaların muhafazası için elverişli olan malzemelerle yapılmış yapıdır.[30]İmar Kanununun 5. Maddesinde bina; “kendi başına kullanılabilen, üstü örtülü ve insanların içine girebilecekleri ve insanların oturma, çalışma, eğlenme veya dinlenmelerine veya ibadet etmelerine yarayan, hayvanların ve eşyaların korunmasına yarayan yapılardır” şeklinde tanımlanmıştır.
Henüz tamamlanmamış inşa halindeki yapılar kural olarak bina olarak nitelendirilemez. Ancak inşaat henüz tamamlanmamış olmasına rağmen kısmen veya tamamen kullanılmaya başlanmış ise bina sayılır. Yapının temelinin olup olmamasının da önemi yoktur. Yapı toprağın altında ve üstünde olabilir. Prefabrik yapılar, fabrikalar, tren garı, metro istasyonu gibi insanların geçici olarak kullandıkları yapılar da bina olarak nitelenebilir. Buna karşılık toprağa sabitlenmemiş ve kolayca taşınabilme özelliği bulunan karavan, yat, tekne gibi yapılar bina kapsamına girmez.[31]
5237 sayılı TCK’da bina eklentisi düzenlenmemiştir. Yapının balkon, çatı gibi müştemilatı bina kavramına dahildir.[32] Suçun oluşumunda binanın tamamen çökmüş olması zorunlu değildir. Kısmen çökmüş olması halinde de suç oluşur. Ancak somut olay değerlendirilirken suçun somut tehlike suçu olması nedeniyle binadaki çökmenin “kişilerin hayatı, sağlığı veya malvarlığı bakımından tehlikeli olacak biçimde ya da kişilerde korku, kaygı veya panik yaratabilecek tarzda” olması gerektiğinden binanın konumu, çökmenin şekli ve zamanı gibi hususlar göz önünde bulundurulmalıdır.[33]
TCK’nun 181/1 maddesinde düzenlenen “çevreyi kasten kirletme” suçu ile TCK’nun 170. maddesinin 1. Fıkrasında yer alan seçimlik hareketlerden “sel veya taşkına neden olmak” birbirleriyle doğrudan ilişkilidir. Zira ülkemizde, özellikle de şehir merkezlerinde meydana gelen sel ve taşkınların büyük bir nedeni akarsu ve dere yatakları ile bunların menfezlerinin inşaat atıkları ve molozlarla doldurulmak suretiyle suyun akışının kesilmesinden kaynaklanmaktadır. Nitekim Yargıtay “çevreyi kasten kirletme” suçundan açılan davada eyleminin TCK’nın 170/1 (b) maddesinde düzenlenen sel veya taşkına neden olmak suretiyle genel güvenliğin tehlikeye sokulması suçunu oluşturup oluşturmadığının tartışılması gerektiği gerekçesiyle yerel mahkeme hükmünü bozmuştur.[34]
3.1.1.1.3 Silahla Ateş Etmek veya Patlayıcı Madde Kullanmak
TCK’nın 6. Maddesinin f bendinde silah, “Ateşli silâhlar, Patlayıcı maddeler, Saldırı ve savunmada kullanılmak üzere yapılmış her türlü kesici, delici veya bereleyici alet, Saldırı ve savunma amacıyla yapılmış olmasa bile fiilen saldırı ve savunmada kullanılmaya elverişli diğer şeyler, Yakıcı, aşındırıcı, yaralayıcı, boğucu, zehirleyici, sürekli hastalığa yol açıcı nükleer, radyoaktif, kimyasal, biyolojik maddeler” olarak tanımlanmıştır.
Bu tanımlamaya göre tanımlamanın kapsamına giren her şey silahtır. Ancak silah bir suçun unsuru ise netice açısından elverişli olması gerekir. Başka bir anlatımla silah işlenen suçun neticesini gerçekleştirmeye elverişli olmalıdır.[35] Örneğin kasten yaralama suçunda bir taş TCK’nın 86/3-e maddesindeki suçun oluşumu için elverişli bir silah ise de genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması suçunda elverişli bir silah olarak nitelenemez. TCK’nın 170/1-c maddesinde değinilen silah yalnızca ateşli silahlardır.[36] Ateş etme eylemi ancak ateşli silahlarla gerçekleştirilebilir.[37]
Mermi atmadan sadece alev ve gaz çıkaran ancak fiziki olarak bir kimseye saldırı gerçekleştirme imkânı bulunan silahlarda ateşli silah kavramına dâhildir.[38] Ülkemizde yaygın olarak kullanılan kurusıkı tabancaların[39] silah olup olmadığı tartışmalıdır. Doktrinde yazarların büyük bir bölümü genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması suçunda kurusıkı tabancaların silah olup olmadığına karar verilebilmesi için somut olayın özelliklerinin göz önüne alınması gerektiğini savunmaktadırlar.[40] Bu görüşe göre örneğin bir spor müsabakası veya bir düğünde kurusıkı tabanca ile ateş edilmesi halinde TCK’nın 170/1-c maddesindeki suçun oluşması için kurusıkı tabanca ile ateş etmek tek başına yeterli değildir. Aynı zamanda kurusıkı tabanca ile ateş edilmesi eyleminin kişilerde korku, kaygı veya panik yaratabilecek tarzda olup olmadığının araştırılması gerekir.[41] Ancak bu görüşlerin aksine kurusıkı tabancaların hiçbir şekilde TCK’nın 170/1-c maddesi anlamında silah sayılamayacağı yönündeki Yargıtay içtihatları artık kararlılık kazanmıştır. Yargıtay’a göre somut olayın özelliklerinin de bir önemi bulunmamaktadır.[42]
Kurusıkı tabancalar ile ses fişeklerinin de aslında bir ateşleme sistemi bulunmaktadır. Bu tür tabancalarla diğer tabancalar arasındaki tek fark kurusıkı tabanca ve gaz fişeklerinin ateşleme sonucu ses ve gaz çıkarması, diğer tabancaların ise mermi tabir edilen, kişilere, hayvanlara ve eşyaya isabet etmesi halinde büyük zararlar vermesi muhtemel olan bir madde çıkarmasıdır.[43]
Yargıtay’ın kanaatimizce de yerinde olan bu yaklaşımının altında TCK’nın 170/1-c maddesindeki suçun bir somut tehlike suçu olması ve bu suçla korunan hukuksal menfaat yatmaktadır. Yukarıda da değinildiği üzere bu suçta korunan hukuki yarar kişilerin vücut bütünlüğü, yaşam hakkı ve mal varlığıdır. Bahsi geçen hukuki yararları ihlal etmeyen bir ateş etme eyleminin tehlike oluşturduğundan söz edilemez. Bu nedenle tartışılması gereken ilk sorun silahla ateş etme eylemi neticesinde kişilerin hayatı, sağlığı veya malvarlığı bakımından tehlikeli olacak biçimde ya da kişilerde korku, kaygı veya panik yaratabilecek tarzda silahla ateş edilip edilmediği değil, korunan hukuki yararların tehlike altında olup olmadığıdır. Böyle bir somut tehlikenin kabulünden sonra eylemin kişilerde korku, kaygı veya panik yaratıp yaratmadığı araştırılmalıdır. Somut tehlike suçunda zarar neticesi yalnızca tesadüfe kaldığından (normatif tehlike neticesi teorisi) bir zarar neticesi doğurmak imkânı zayıf olan tehlike TCK’nın 170/1-c maddesinde tanımlanan suçu oluşturmaz. Nitekim Alman yargısının son kararlarında konu somutlaştırılmış, hareketin korunan hukuki menfaati çok güçlü bir şekilde ihlal etmesi gerektiği aranmıştır.[44] Bu açıklamalardan varmaya çalıştığımız nokta kurusıkı tabanca ve gaz fişeklerinin vücut bütünlüğü, insan sağlığı ve mal varlığı bakımdan bir zarar neticesi meydana getirme kabiliyeti bulunmadığı halde sırf kişilerde korku, kaygı veya panik yaratması, başka bir ifadeyle insanların sırf ruh dünyasında ve genel olarak kısa bir süre olumsuzluğa neden olması suçun oluşması için yeterli bir neden değildir.
Bazı yazarlar tarafından[45]örneğin oyuncak bir tabancanın dahi karşıdaki kişiye doğrultulması ve eylemin korku doğurmaya elverişli olması halinde tehdit suçunun oluşabildiğini, ancak kurusıkı tabanca ile yapılan ateşlemenin gerçek bir tabanca ile ateşleme yapılmış gibi korku ve kaygıya neden olduğu halde Yargıtay’ın sırf silahın niteliğine bakarak suça elverişli olmadığını kabul etmesi eleştirilmiştir. Öncelikle belirtmeliyiz ki tehdit suçu bir soyut tehlike suçudur.[46] Tehdit içeren söz ve davranışların mağdura iletilmesi ile suç tamamlanmış olur. Ayrıca tehdidin konusunu oluşturan neticenin gerçekleşmesi gerekmez. Eğer tehdidin konusunu oluşturan netice de gerçekleşirse gerçek içtima kuralları gereği bu suçtan da ceza verilecektir.[47] Örneğin mağduru öldürmekle tehdit eden fail bir süre sonra mağduru öldürürse hem tehdit hem de öldürme suçundan sorumlu olur. Ancak genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması suçu somut tehlike suçu olduğundan silahın ateşlenmiş olması veya bu ateşleme sonucu kişilerde korku, kaygı veya panik yaratması yeterli değildir. Yukarıda etraflıca açıklandığı üzere silahın ateşlenmesi zararı meydana getirmemiştir, ancak zararın meydana gelmemesi tesadüflere kalmıştır. Burada “az kalsın kaza oluyordu” ölçütünden söz edilmektedir.[48]
TCK’nın 170/1-c maddesinde değinilen ikinci seçimlik hareket patlayıcı madde kullanmaktır. Patlama, yanıcı özelliğe sahip bir maddenin gaz haline gelmesinden sonra veya gazın ateş alıp aniden yanması ile oluşan ses veya alevdir. Patlayıcı madde ise ısı veya başka herhangi bir tesir ile değişen, yüksek derecede ısı ortaya çıkaran kimyasal karışımdır.[49] Patlayıcı maddeler patlama neticesinde şiddetli bir reaksiyonla parçalanırlar ve yüksek sıcaklıklara ulaşarak gaz haline dönüşürler. Yargıtay havai fişek[50], maytap[51] vb. maddelerin patlatılmasını patlayıcı madde kullanmak olarak kabul etmemektedir.[52]
Silahla ateş etmek veya patlayıcı madde kullanmak sadece somut tehlikenin varlığı halinde cezalandırılabilir. Silahla ateş etmek veya patlayıcı madde kullanmak kişilerin hayatı, sağlığı veya mal varlığı üzerinde bir tehlike oluşturmuyor ya da kişilerde korku, kaygı veya panik yaratmıyorsa genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması suçunu oluşturmaz.[53] Örneğin patlayıcı süsü verilerek metro istasyonu girişine bırakılmış boş bir paket kişilerde korku, kaygı veya panik yaratsa dahi somut bir tehlike oluşturmadığından TCK’nın 170/1-c maddesindeki suç oluşmayacaktır.
Uygulamada suçun oluşumu için eylemin meskûn mahalde (yerleşim merkezinde) gerçekleştirilmesinin zorunlu olduğu gibi bir anlayış bulunmaktadır. Başka bir ifade ile silahın meskûn mahalde ateşlenmesi, patlamanın meskûn mahalde gerçekleştirilmesi suçun oluşumu için zorunlu görülmektedir. Bunun yanında maddede kişilerin hayatı ve sağlığının yanında mal varlığı bakımından oluşturulan tehlikeler de suç sayıldığı halde genel olarak bu durum göz ardı edilmekte, sanki maddede korunan hukuki menfaat sadece kişilerin hayatı ve sağlığı imiş gibi düşünülmektedir. Ancak Yargıtay’ın da yerinde olarak bir kararında[54] belirttiği üzere eylemin yerleşik yerde gerçekleştirilmesi zorunluluğu bulunmamaktadır Kuşkusuz eylemin yerleşik yerde gerçekleştirilip gerçekleştirilmediğinin tespiti tehlikenin belirlenmesi açısından oldukça güçlü bir veri ise de; Burada temel ölçüt kişilerin hayatı, sağlığı veya malvarlığı bakımından tehlikeli olacak biçimde ya da kişilerde korku, kaygı veya panik yaratabilecek tarzda silahla ateş edilmesi olup, ıssız bir yolda, yol kenarındaki levhaların zarar görme tehlikesi halinde dahi fail TCK’nın 170/1-c maddesinden sorumlu tutulabilir.
3.1.1.2. TCK’nun 170/2 inci Maddesindeki Seçimlik Hareketler
5237 sayılı TCK’nın 170. Maddesinin 2. Fıkrasında yangın, bina çökmesi, toprak kayması, çığ düşmesi, sel veya taşkın tehlikesine neden olmak eylemleri yaptırıma bağlanmıştır. Bu seçimlik hareketlerden birisinin gerçekleşmesi halinde suç tamamlanmış olur. TCK’nın 170/1. maddesinden farklı olarak burada eylemin kişilerin hayatı, sağlığı veya malvarlığı bakımından tehlikeli olacak biçimde ya da kişilerde korku, kaygı veya panik yaratabilecek tarzda olmasına gerek bulunmamaktadır. Kanun koyucu bu eylemlerden birisinin gerçekleşmesi halinde genel güvenliğin tehlikeye düşeceğini en baştan kabul etmiştir.[55]
Maddedeki seçimlik hareketlerden birisi meydana geldikten sonra bu hareketlerin tehlikeye neden olup olmayacağı hayat tecrübeleri, bilimsel veriler göz önüne alınıp bir sonucu varılacaktır.[56] Uygulamada genel olarak mahkemelerce keşif yapılmakta ve alanında uzman bilirkişilerden rapor alınmak suretiyle eylemin tehlikeye neden olup olmadığı belirlenmeye çalışılmaktadır.
Örneğin yalnızca ateş yakmak suçun oluşması için yeterli değildir.[57] Ateşin yangın çıkarma potansiyelinin olması da gerekir. Binanın sütununun kesilmesine rağmen binanın çökmemesi halinde de TCK’nın 170/2. maddesindeki suç oluşur.[58] Ancak yangın yayılama eğilimi gösteriyorsa, basit bir çaba ile söndürülmesine olanak yoksa kişilerin hayatı, sağlığı veya malvarlığı bakımından tehlikeli olacak bir hal almışsa veya bina kısmen ya da tamamen çökmüşse artık TCK’nın 170/1. maddesi uygulama olanağı bulabilir.
TCK’nun 170/2. maddesindeki suç bir soyut tehlike suçudur.[59]Soyut tehlike suçlarında kanunda yer verilen seçimlik hareketin yapılmasıyla suç tamamlanmış olur. Bu tür suçlarda bir varsayımdan hareket edilmekte, gerçek bir tehlikenin varlığı araştırılmamaktadır.[60]
TCK’nun 170/2 maddesindeki seçimlik hareketlerden birisinin gerçekleşmesi halinde ilk araştırılması gereken husus eylemin TCK’nun 170/1 maddesi kapsamında olup olmadığıdır. Eylem birinci fıkradaki suçu oluşturmuyor ise ikinci fıkranın ihlal edilip edilmediği araştırılmalıdır. Örneğin ateşin binaya ve yakılan nesnelerin dışındaki şeylere sirayet etmemesi nedeniyle yangından söz edilemeyecekse maddenin ikinci fıkrası göz önünde bulundurulmalıdır.[61]
3.1.2. Netice
Maddi unsurun ikinci kısmını netice oluşturur. Netice, icrai veya ihmali hareketlerle suçun hukuki konusunu teşkil eden hak ve menfaatin ihlal edilmesidir.[62] Bu ihlal dış dünyada bir tehlike şeklinde belirebileceği gibi zarar şeklinde de ortaya çıkabilir. TCK’nın 170/2. Maddesinde olduğu gibi netice harekete bitişik olabileceği gibi hareketten ayrı da olabilir. Çalışmamızın değişik yerlerinde belirtildiği üzere genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması suçunda ortaya çıkan tehlike suçun neticesidir.
Tehlike şeklinde ortaya çıkan netice somut veya soyut tehlike olarak belirebilir. Örneğin bir apartman dairesinde salonun ortasındaki halının kasten yakılmasından sonra yangına dönüşmeden söndüren failin eylemi neticesinde somut bir tehlike ortaya çıkmasa da sırf yakma eylemi yasa koyucu tarafından tehlikeli kabul edildiğinden, dış dünyada görünmese de yasa koyucu tarafından ihdas edilmiş bir netice söz konusudur.Esasında tehlike dış dünyada görünmese de ateşin yakılmasıyla belirmektedir. Eylemin tehlikeli olmaya elverişli olup olmadığı da bu belirmeye göre yapılmaktadır.
Doktrinde kimi yazar tehlikenin bir netice değil, objektif cezalandırılabilme şartı olduğunu ileri sürmüşlerdir. Teşebbüs bahsinde etraflıca değinileceği üzere tehlikenin objektif cezalandırılabilme şartı olmadığı kanaatindeyiz.
3.1.3. Nedensellik Bağı
Hukuksal olarak nedensiz bir neticeden bahsedilemez. Her netice bir nedeni gerektirir.[63] Ceza Hukukunda neden, dış âlemde beliren tehlike veya zarara neden olan harekettir. Bu hareket ile zarar veya tehlike arasında sebep sonuç ilişkisinin kurulması gerekir.[64] Genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması suçunda da hareket ile tehlike arasında nedensellik bağı kurulmalıdır.[65]
Genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması suçunun seçimlik hareketleri incelendiğinde maddenin birinci fıkrasının c bendinde belirtilen hareketin faili ile netice arasında bağ kurmak genellikle kolaydır. Örneğin failin silahı ateşlemesiyle birlikte tehlike de oluşacağından failin ve eylemin tespiti ile nedensellik bağı kurulmuş olur. Ancak suçun diğer seçimlik hareketleri yönünden aynısını söylemeye olanak yoktur. Ateş bir çok olayda failin dışında gelişen etkenlerle yangına dönüşür. Toprak kayması, çığ düşmesi, sel veya taşkın genellikle doğal afet niteliği taşır. Bu gibi hallerde nedensellik bağı bu suç yönünden özel önem arz eder. Suçun oluşumu için değinilen neticelerin failin eylemi neticesinde meydana gelmesi gereklidir.[66] Hatta pek çok olayda neticenin meydana gelmesinde birden çok hareket rol oynar. Bu hareketlerin bir kısmı failden gelebileceği gibi bir kısmı da doğal nedenlerden kaynaklanabilir.
Somut tehlike suçlarında hareketin tehlike doğurup doğurmayacağı her olayın somut özelliklerine göre belirlenmelidir. Bu tür suçlarda hareket ile netice arsındaki ilişki kesin ölçülerle belirlenemez. Ancak Schünemann’ın ortaya attığı normatif tehlike neticesi teorisi bu belirsizliği aydınlatacak bir kıstas ortaya koymuştur. Buna göre henüz ortaya çıkmamış olan zarar sadece tesadüflere bağlı ise somut tehlike gerçekleşmiştir. Bu teoride şans veya yetenek tehlikenin belirlenmesinde dikkate alınmamaktadır.[67]
3.1.4. Suçun Faili ve Mağduru
Bu suçun faili herhangi bir kimse olabilir. Suçun fail bakımından bir özelliği yoktur. Hatta kendi malını[68] yakan bir kimse dahi bu suçun faili olabilir. Suçun mağduru ise toplumun tüm bireyleridir.[69]
Suçun mağduru toplumun tüm bireyleri olmakla birlikte, Yargıtay kişilerde korku, kaygı veya panik yaratabilecek tarzda silahla ateş etmek suçundan açılan kamu davasında mağdurun kamu davasına katılma talebini reddeden yerel mahkemeyi oy çokluğu ile haklı bulmuştur. Olayda hayatı, sağlığı veya malvarlığı tehlikeye giren, korkuya ve kaygıya kapılan, failin silahla ateş etme eyleminden duyduğu huzursuzluk nedeniyle şikayetçi olan mağdurun suçtan doğrudan zarar görmediğine hükmetmiştir.[70] Kanaatimizce Yargıtay’ın bu yaklaşımı isabetli değildir. Genel tehlike suçlarında mağdur tehlikenin ortaya çıkmasından önce belirsizdir. Ancak tehlikeli durum ortaya çıktığında bazen bu tehlikeye doğrudan maruz kalan ve bunun sonucu olarak ruh sağlığı etkilenen, iç dünyasında huzursuzluk, karamsarlık ve korku yaşan kişiler bulunabilir. Somut olayın koşullarına göre, mağdurun iç dünyasınayönelmiş olan böyle bir saldırıya karşılık verme ve öç alma duygusu kamu otoritesi tarafından tatmin edilmeli ve bu kişilerin davaya katılma talepleri kabul edilmelidir.
3.1.5. Suçun Konusu
Suçun konusu bir ceza normuyla korunan, suç oluşturan eylemin zarar verdiği yahut tehlikeye maruz bıraktığı menfaattir.[71] Suçun konusu kural olarak hareketin yöneldiği eşya veya kişinin fiziki varlığı olmakla birlikte maddi bir varlığa sahip olmayan sırlar, şeref ve veri gibi şeyler de suçun konusu olabilir.[72] Suçun konusu suçla korunması amaçlanan hukuki yararı da belirler. Kimi yazarlar suçun konusuna, başka bir ifade ile suçla korunması amaçlanan hukuki menfaate göre suçları zarar suçları ve tehlike suçları olarak ikili bir ayrıma tabi tutmuşlardır.[73] Yani konu zarar görmüşse zarar suçu, tehlikeye maruz kalmışsa tehlike suçu meydana gelir.
Suçun konusu kanunda tahdidi olarak sayıldığından kasten başka bir menfaatin tehlikeye sokulması bu suçu oluşturmaz. Örneğin kişilerin iç huzuru, özgürlükleri gibi bir takım soyut hak ve menfaatlerinin ihlali genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması suçunun konusu değildir. Doktrindeki hakim görüşe rağmen Yargıtay’ın ısrarla kuru sıkı tabanca ile ses ve gaz fişeklerini silah olarak nitelememesinin altında bu nevi silahların suçun konusunu tehlikeye maruz bırakmaya elverişli olmaması yatmaktadır.
Genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması suçuyla korunan hukuki yarar kişilerin sağlığı, mal varlıkları, vücut bütünlükleri bakımında hiçbir tehlikeye maruz kalmadan yaşayabilmeleri için bu gibi tehlikelere yol açabilecek fiil ve davranışların önüne geçebilmektir. Bu şekilde kamu güvenliğinin sağlanması amaçlanmaktadır.[74] Görüldüğü üzere suçun konusu kişilerin sağlığı, mal varlığı ve vücut bütünlükleridir.
Kişilerin toplum hayatında sağlığı, malları, hayvanları, ekonomik menfaatleri bir takım belirsiz tehlikelerle karşı karşıyadır. Hatta bazı fiiller çevre üzerinde de bir takım olumsuz sonuçlar doğurmaktadır. Ancak bu fiillerin olumsuz sonuçları zaman içinde kendini gösterir. Bu bakımdan tüm bu belirsiz tehlike yaratan fiiller TCK’nın 170. maddesiyle yaptırıma tabi tutulmuştur.[75]
Bu suçlar, belirli bireylerin değil, bütün bir toplumun ortak menfaatlerini korumak amacıyla ihdas edilmiştir. Böylece insanlar özel bir korumaya ihtiyaç duymaksızın güven içinde yaşayabileceklerdir.[76]
3.2. Suçun Manevi Unsuru
Genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması suçu genel kastla işlenebilen bir suç olup kişilerin hayatı, sağlığı veya malvarlığı bakımından tehlikeli olacak bir fiili bilerek ve isteyerek işlemek yeterlidir.[77] Saikin bir önemi bulunmamaktadır.[78]
Failin kişilerin hayatı, sağlığı veya malvarlığı bakımından tehlike oluşturacak eylemi gerçekleştirmeyi değil de bir zarar meydana getirmeyi amaçlamışsa bu taktirde fikri içtima hükümleri devreye girecektir. Örneğin bir düğünde sırf eğlenmek maksadıyla silahla havaya ateş edilmesi genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması suçunu oluşturduğu gibi failin düğünde gördüğü hasmını öldürmek amacıyla mağdura ateş edip öldürmesi halinde de genel güvenliğin kasten tehlikesi suçu oluşacaktır. Ancak bu taktirde fail, TCK’nın 44. maddesindeki düzenleme uyarınca tayin edilen cezalara göre sadece en ağır cezayı gerektiren suçtan dolayı cezalandırılacaktır. Görüldüğü üzere suçun oluşumu için ateş etme eyleminin kasten gerçekleştirilmesi yeterli olup failin hangi saikle hareket ettiğinin bir önemi bulunmamaktadır.
Genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması ihmali hareketlerle de işlenebildiğinden başkası tarafından meydana getirilen tehlikenin önlenmesi yükümlülüğü ve imkanı bulunan hallerde tehlikenin bilerek önlenmemesi halinde de suçun manevi unsuru gerçekleşmiş olur. Örneğin 6831 sayılı sayılı kanunun 68. maddesine göre “ormanların içinde veya yakınında ateş ve yangın belirtisi görenler bunu derhal orman idaresine veya en yakın muhtarlığa, jandarma dairelerine veya mülkiye amirlerine haber vermeye mecburdurlar.” Ancak bu hallerde de bu yükümlülüğe uymamanın cezası 6831 sayılı yasanın 104. maddesinde özel olarak düzenlendiğinden fail genel güvenliği kasten tehlikeye sokmak suçundan sorumlu tutulmaz[79] Ancak maddede yazılı memurlarla orman teşkilatında vazifeli olanlardan yangın yerine yardım göndermeyenlerle alaka göstermeyenler TCK’nun 170. Maddesi uyarınca sorumlu tutulacaklardır.
Failin taksirli hareketi ile çıkmasına sebep olduğu tehlike, tehlikenin önüne kasıtlı olarak geçilmemesi suretiyle daha da büyürse, “eklenen kast” nedeniyle kasıtlı bir suç halini alır ve fail genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması suçundan sorumlu tutulur. Örneğin taksirle yangına sebebiyet veren kimse bu yangını söndürmeyerek yayılmasına sebebiyet verirse bu taktirde suç kasıtlı suça dönüşür ve fail genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulmasından sorumlu tutulur.[80]
Genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması suçu olası kastla da işlenebilir. Bu suçun başka suçlarla içtimaı bahsinde etraflıca irdelenecek olmakla birlikte yasal istisnalar dışında, hukuki anlamda tek bir fiille birden fazla farklı suçun işlenmesi halinde, bu suçlardan en ağır cezayı gerektirenin cezasına hükmolunması gerektiğinden, suçların olası kastla veya doğrudan kastla işlenmiş olması arasında fark bulunmamaktadır.[81] Burada doğrudan içtima konusuna değinmemizin nedeni olası kast halinde Yargıtay’ın adeta bir görünüşte içtima halini kabul etmesinden kaynaklanmaktadır.[82]
3.3. Hukuka Aykırılık Unsuru
Suçun faili ve mağduru belirlenip maddi ve manevi unsurlar oluştuktan sonra suçun hukuka aykırılık unsurunun da bulunması gerekir. Maddi ve manevi unsurların gerçekleşmesi hukuka aykırılık unsurunun oluştuğuna dair bir karine teşkil etse de somut olayda bir hukuka uygunluk nedeni bulunabilmektedir.[83]
Hukuka uygunluk nedenlerinin bulunduğu hallerde fiilin hukuka aykırılığından söz edilemez. Bu gibi haller fiilin meşru bir şekilde ortaya çıkmasını sağlar.[84]Örneğin metro girişine bırakılan boş bir paketin patlayıcı ile patlatılması, polis memurunun toplumsal bir olayda kalabalığı dağıtmak için havaya ateş etmesi (kanun hükmünün yerine getirilmesi), meskun bir mahalde kendisine saldıran köpekleri korkutup kaçırmak için havaya ateş edilmesi (zorunluluk hali)[85], kendisine yönelen haksız bir saldırıyı önlemek amacıyla havaya silah sıkılması (meşru müdafaa) gibi hukuka uygunluk nedenlerinin bulunduğu hallerde genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması suçu oluşmaz.
4. Suçun Özel Görünüş Şekilleri
4.1. Suça Teşebbüs
TCK’nun 35. maddesinde teşebbüs “[1] Kişi, işlemeyi kastettiği bir suçu elverişli hareketlerle doğrudan doğruya icraya başlayıp da elinde olmayan nedenlerle tamamlayamaz ise teşebbüsten dolayı sorumlu tutulur. [2] Suça teşebbüs hâlinde fail, meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığına göre, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine onüç yıldan yirmi yıla kadar, müebbet hapis cezası yerine dokuz yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Diğer hâllerde verilecek cezanın dörtte birinden dörtte üçüne kadarı indirilir” şeklinde düzenlenmiştir.
Suça teşebbüste fail suçu işlemek amacıyla hareket etmekte, ancak elinde olmayan nedenlerle suçu tamamlayamamaktadır. Bu durumda faile tamamlanmış suça nazaran daha az ceza verilmektedir.[86]Başka bir ifade ile teşebbüs “haksızlığın icrasına başlanmakla beraber tamamlanamamasını ifade etmektedir.”[87]Tehlikenin objektif cezalandırabilme şartı olarak kabulünün özellikle teşebbüs açısından bir takım sorunlara yol açacağından[88] tehlikenin bir netice olduğu kanaatinde olduğumuzu ifade etmiştik. Gerçekten somut tehlike suçlarında tehlikenin cezalandırılabilme şartı olduğu kabul edildiği taktirde suçun teşebbüse elverişli olduğunu söylemeye olanak yoktur.[89] Objektif cezalandırılabilme şartları suçun varlığı için zorunlu olan şartlar olduğu için[90]tehlike gerçekleşmedikçe suç oluşmayacağından teşebbüs de mümkün olmaz. Örneğin bir evin içine benzin döken fail kibritin ateş almaması sebebiyle eylemini tamamlayamaz ise objektif cezalandırılabilme şartı gerçekleşmediğinden fail bu eyleminden sorumlu tutulamayacaktır. Oysa tehlikenin bir netice olduğu, sadece zararın gerçekleşmediği kabul edilirse fail genel güvenliği kasten tehlikeye sokmak suçundan sorumlu tutulabilecektir.
Maddenin ikinci fıkrasındaki suç ise neticesi harekete bitişik bir suçtur. Neticesi harekete bitişik suçlarda kanunda belirtilen hareket yapılır yapılmaz suç tamamlandığından ve neticenin gerçekleşmesine gerek bulunmadığından bu suçlar teşebbüse elverişli değildir.[91] Örneğin tehlike potansiyeli bulunan bir ateşin yakılmasıyla suç oluşur. Ateşin tehlike yaratması beklenmez.
4.2. Suça İştirak
Suça iştirak, kanunda bir zorunluluk öngörülmediği halde bir suçun birden fazla kişi tarafından işlenmesidir. Bu durum doktrinde muhtemel veya geçici iştirak olarak isimlendirilmiştir.[92]
Suça iştirakten söz edilebilmesi için, suça katkıda bulunan kişinin bu suça iradesiyle katılmış olması gerekir. İştirak kastı olmaksızın, neticenin gerçekleşmesine katkı sağlayan kişi suça iştirak etmiş olarak nitelendirilemez. Ancak bu kişinin suçun tüm yönlerini ve ayrıntılarını bilmesi zorunlu değildir. Neye katıldığını biliyorsa suça iştirak etmiş sayılır.[93] Örneğin cadde üzerinde bomba patlatan fail genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması suçundan sorumlu olduğu gibi, bu bombanın patlatılacağını bildiği halde yapımında kullanılan malzemeleri tedarik eden, yapan, nakleden tüm kişiler eylemden sorumlu olur. Yine bir yangın çıkarmaya, silahla ateş etmeye azmettiren fail de iştirak hükümlerine göre cezalandırılabilir.[94]
4.3. İçtima
4.3.1. Genel Olarak
Suçların içtimaı, Türk Ceza Kanununun Genel Hükümler başlığı altında Birinci Kitabın Ceza Sorumluluğunun esasları başlığını taşıyan İkinci Kısmın Beşinci Bölümünde İçtima başlığı altında düzenlenmiştir.
Bir kimsenin birden fazla suç işlemesi halinde failin sadece bir suçtan sorumlu tutulmasına suçların içtimaı denilmektedir.[95]Ceza hukukunda kural gerçekleşen suç adedince failin sorumlu tutulması olmakla birlikte, içtima bu kuralın istisnasını teşkil eder. Fikri içtimada fiil tek olduğu halde birden fazla suç oluşmakta, zincirleme suçta ise birden fazla fiil bulunduğu halde tek suç meydana gelmektedir.
İncelemekte olduğumuz genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması suçunda zincirlime suç hükümlerinin uygulanması mümkün ise de; uygulama sıklığı bakımından fikri içtima adeta bu suçla bütünleşmiştir. Bu bakımdan bu çalışmamamızda fikri içtima üzerinde durulacaktır.
Fikri içtima başlığını taşıyan TCK’nın 44. Maddesi, “İşlediği bir fiil ile birden fazla farklı suçun oluşmasına sebebiyet veren kişi, bunlardan en ağır cezayı gerektiren suçtan dolayı cezalandırılır” şeklinde düzenlenmiştir. TCK’nın 170. Maddesinin gerekçesinde de “Bu fiillerin işlenmesiyle bir zarar neticesinin meydana gelmesi hâlinde, meydana gelen zarara ve bu zararın meydana gelmesi açısından failin kast veya taksirine göre başka suçlar oluşacaktır. Örneğin, toplumda genel güvenliği tehlikeye sokan bir etki meydana getiren fiiller sonucunda bir veya birkaç kişi ölmüş veya yaralanmış ya da kişiler malvarlığı itibarıyla zarar görmüş olabilir. Bu gibi durumlarda, farklı neviden fikri içtima hükümlerinin uygulanması gerekir” şeklinde açıklamak yapılarak bir bakıma bu suç yönünden fikri içtimaın önemine değinilmiştir.
Genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması suçunda fikri içtimaı ön plana çıkartan husus kanun koyucunun hem hukuki menfaatin zarar görmesini hem de tehlikeye düşmesini önleme çabasından kay

